Psikoloji Postası



Sorularınız için PsikolojiMerkezi@gmail.com adresine Mail Atabilirsiniz!!!


13/1/2007

Psikiyatrist - Psikolog Ayrımı

 

 

 

 

 

Merhabalar;

Ülkemizde birçok alanda olduğu gibi ruh sağlığı alanında çalışanların ünvanlarıyla ilgili bir kargaşa yaşanmakta...Her meslekte kişilerin sahip olamadığı ünvanlarla para kazandığını, yetkin olmadıkları işlere girdiklerini görüyoruz.. Hatta sahte peygamberlerimiz bile var yani J ama özellikle ruh sağlığı gibi insan hayatıyla doğrudan ilgili alanlarda bu durum belki diğer dallardan daha önemli. Çünkü psikolojik destek almak isteyen birçok kişi yanlış yere başvurduğundan, ya da başvurduğu yerdeki kişiler yetkin olmadıkları halde yetkinmiş gibi davrandıklarından, kişiler hem zamanlarını, hem paralarını, hem de sağlıklarını kaybedebilmekteler...

 

Bu nedenle bu yazıyı yazmak istedim... Ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların ünvanlarını ve yakın meslekleri biraz anlatmaya çalıştım... Tabii yanlış anlaşılmasın, bu anlatımı yaparken bu mesleklerden herhangi biri diğerinden üstündür demeye çalışmıyorum. Ama her mesleğin uzmanlık alanı farklı ve danışanlar da bu farkları bilerek kendi ihtiyaçlarına en uygun kişilere başvururlarsa daha çabuk çözüme kavuşabilirler...

 

Sizler de ruh sağlığı alanında bir destek almak istediğinizde, mutlaka;

-          Kişinin ünvanını sorun

-          Ünvan da çoğu zaman çarpıtıldığı için mutlaka hangi okul- hangi bölüm mezunu olduğunu sorun...

-          Eğer karşınızdaki kişi uygun olmayan bir bölümü bitirmişse lütfen önerilerini bunu aklınızın bir köşesinde tutarak dinleyin...

 

İşte ünvanlar ve mezun oldukları bölümler:

 

Psikiyatrist: Psikiyatrist olmak için 6 yıl genel tıp fakültesi okunur. Bu 6 yılın sonunda “pratisyen doktor” ünvanı alındıktan sonra kişiler alanlarını seçmek için TUS sınavına girerler. TUS sınavında psikiyatri seçmiş ve kazanmış olan doktorlar 2 yıl da uygulamalı uzmanlık eğitimi aldıktan sonra “psikiyatrist” ünvanı alırlar.. Ruh sağlığı alanında çalışan tüm uzmanlar arasında ilaç yazma yeterliliği olan sadece psikiyatristlerdir. Bunun dışında hiçbir psikolog, danışman vs. İlaç yazamaz. Ama psikiyatristler de psikoterapi teknikleri hakkında psikologlar kadar bilgili değildirler.. Psikiyatrslerle ilgili genel şikayet “bana neyin var diye sordu, ilacı yazdı gönderdi, beni dinlemedi bile” şeklinde olur J Çünkü psikiyatristler  terapi yapmaya yönelmedikleri için böyle hissedilebilir.. Özellikle psikozlarda psikiyatrist desteği şarttır. Ama basit nevrozlarda ya da psikolojik destek almada psikiyatristlere gitmek yerine psikologlara gitmek daha çabuk sonuç almanızı sağlayacaktır.. Bkz. Psikolojik Bozukluklar ve Sınıflandırılması yazım : http://psikoterapi.blogcu.com/1378964/

 

Psikolog: Psikolog olmak için üniversitelerin Psikoloji bölümlerini bitirmek gerekir. 4 yıllık üniversitelerin psikoloji bölümünü bitirenler “psikolog”, bunun üzerine 2 yıl daha yüksek lisans yapmış kişiler “uzman psikolog” ünvanlarını alır. Ayrıca eğer lisans eğitimi sonrası “klinik psikoloji” yüksek lisansı yapılmışsa, bu kişiler “klinik psikolog” olurlar. Klinik psikologlar psikoz ve nevrozlarda, hastane ortamlarında psikiyatristlerle birlikte çalışırlar.. Dolayısıyla yine bi ruh hastalığı söz konusuysa mutlaka klinik psikologlar tercih edilmelidir. Ama onun dışındaki psikolojik rahatsızlıklarda psikologlardan destek alınmalıdır...

 

Rehber Öğretmen/Psikolojik Danışman: Üniversitelerin “Rehberlik ve Psikolojk Danışmanlık” bölümleri mezunudurlar. Bu bölümler üniversitelerde genelde eğitim fakültelerine bağlı olup, okullarda rehber öğretmenlik ve psikolojik danışmanlık konusunda uzman yetiştirirler. Fakat burada çok önemli bir nokta vardır.. Bu kişiler psikolog değildir. Üniversite ders programlarında da psikolojiyle ilgili sadece her bölümde okutulan başlangıç düzeyi dersleri alırlar. Psikolojik rahatsızlıklar, psikoterapi yöntemleri, psikoloji ekolleri okullarda rehberlik psikolojik danışmanlık bölümlerine okutulmaz... Ve yasal olarak da rehberlik psikolojik danışmanlık bölümlerinin hasta görme yetkisi yoktur...

 

Danışman Psikolog: Ruh sağlığı alanında böyle bir ünvan yoktur. Bu sadece Rehberlik ve psikolojik danışmanlık mezunlarının “psikolog” ünvanını kullanabilmek için ürettiği bir terimdir.

 

Pedagog: Pedagoglar, üniversitelerin çocuk gelişimi bölümlerinden mezundur. Çocuk gelişimi ve büyümesiyle ilgili diğer tüm ruh sağlığı alanı çalışanlarından daha fazla bilgi sahibidirler. Çocuk psikolojisi alanında da bilgileri yeterlidir. Fakat psikoterapi yöntemleri ve psikolojik rahatsızlıklar aynı şekilde bu bölümlerde de okutulmaz... Dolayısıyla pedagoglar da tıpkı psikolojik danışmanlar gibi hasta göremez..

 

Ben burada kısaca ünvanları ve yeterliliklerini açıklamak istedim.. Çünkü geçtiğimiz dönemde ortak çalışacağım danışmanlık merkezini ararken de çok sık bu ünvanların çarpıtılarak kullanıldığına şahit oldum... Normalde yasalar izin vermediği halde Rehberlik ve psikolojik danışmanlık mezunları kendilerine danışma merkezi açmış ve hasta görüyorlar !.... Psikologlar ilaç yazıyor !....

 

Bu yazımla da sizleri biraz olsun bilinçlendirmek istedim.. dediğim gibi her mesleğin farklı uzmanlık alanları var... Hiçbiri birbirinden üstün değil.. ama insan sağlığından söz ediyorsak her meslek de kendi yeterliliklerini bilerek hareket etmeli diye düşünüyorum...

 

Sevgiler..

 

27/12/2006

Günümüzde Evlilikleri Yürütmek Daha Mı Zor?

19/12/2006

Televizyonun Üzerimizdeki Etkileri

Bir dönem, televizyonun insanlar -özellikle de çocuklar- üzerindeki etkisi bolca tartışıldı. Birçok uzmanın görüşüne yer verilip, halkın fikirleri dinlendi...

Şimdi de sarı kurdela kampanyasıyla bir kez daha televizyonlar ve yayınlar tartışılır oldu...

Ben de burada televizyonun üzerimizdeki etkileriyle ilgili yorumlarımı yazmak istedim..

 

Özellikle son dönemlerde birçok kişi gibi benim de kafamı kurcalayan o ünlü alışveriş merkezi, haberleri (!) yeniden sorgulamamı sağladı.. Açıkçası birçoğumuz, alışveriş merkezinin reklamı mı, haber mi yapılıyor karmaşası içinde; 150.000 dolar için neler yapılacağını tartışırken; bir taraftan berdelleri eleştirip, bir taraftan da bir gece saat 4'lere kadar büyük bir futbol takımının şike iddialarına karışmasını izleyebiliyoruz... :)

 

Peki neler oluyor bize? Özgür irademiz nerede??

Ben yorumlarımı yazacağım, ama her zamanki gibi önce sizler :)

13/12/2006

İntiharın Mevsimi Olur Mu?

 

 

Geçtiğimiz günlerde, yazılarını ve çalışmalarını takip ettiğim bir psikolog arkadaşımın gençlerde intiharla ilgili bir yazısını okudum. Bu yazı beni yeniden özellikle gençlerimiz ve çocukluk çağından yeni çıkan ergenlik çağındaki "çocuk"larda intiharı düşünmeye yöneltti.

 

Bence çocuğu, kardeşi, kuzeni, yeğeni; kısacası çevresinde çocuk ve gençler olan herkesin intiharla ilgili temel bilgilere sahip olması ve intihar sinyallerini anlamayı öğrenmesi çok önemli.. Bu yüzden çok saygı duyduğum, sevgili hocam deneyimli çocuk ve ergen psikiyatristi Prof.Dr. Yankı YAZGAN' ın intiharla ilgili çok faydalı bulduğum bir yazısını burada yeniden yayınlamak istedim. (Yazı daha önce Atatürk Fen liselilerin internet sitesinde yayınlanmış...)

 

 

İntiharın mevsimi olur mu?

 Prof. Dr Yankı Yazgan

 

Bu yazıyı yaklaşık 3 yıl önce ardarda gelen intiharlar sebebiyle yazmıştım. Bugünlerde, yine gazete sayfalarında, gençlerin, intihar haberlerini okuyoruz. Olayları bir sebebe bağlama “refleks”i, olanlara herkesin kendi fikrince bir açıklama getirmesini doğuruyor. Bu yazıda, psikiyatrinin bakış açısından, depresyon ve intiharı anlatmaya çalıştım. 

 

Psikiyatri ve çocuk psikiyatrisi alanında çalışan doktorların karşılaştığı en sarsıcı durumların başında gelen intihar, ABD’de gençler arasında motorlu taşıt kazaları ve cinayetlerden sonra başlıca ölüm nedenidir. Ülkemizde de benzer bir yaygınlık olduğu izlenimindeyim.

 

İntihar, genellikle ve çoğunlukla, depresyon adını verdiğimiz ruhsal bozukluktan ayrı değildir. Depresyon çeşitli mekanizmalarla ortaya çıkan, ergenlik ve gençlik döneminde başlayan, ciddi ve öldürücü olabilen bir ruhsal hastalıktır. Ayrıntılara girmiyorum, ancak, çocuklar ve gençlerde depresyonun tipik özellikleri, öfke ve sinirlilik, davranış sorunları, ümitsizlik, içe kapanma gibi durumları içerir (büyüklerdeki üzüntü, neşesizlik gibi özelliklerden ziyade); üstelik duygular hızlı biçimde değişir.

 

Çocukluğunda dikkat ve öğrenme sorunları yaşamış olan, anne-babadan ayrılığa yoğun tepkiler veren, korkuları şiddetli ve uzun süreli olan çocukların büyüdükçe daha sık ve kolayca depresyon geçirebildiklerini görüyoruz.  Ailelerinde depresyon geçirmiş olan çocuklar, daha “küçük/basit” sayılan streslerle depresif oluyorlar.

 

Depresyondaki bir çocuk veya genci dinlediğinizde, ümitsizlik (işe yarar ve anlamlı bir hayat yaşayabileceğinden ümidi kesme) ve kendine değer vermeme (bazen aşırı bir güvenle maskelense bile) düşüncelerini, yoğun bir karamsarlığı hissedebilirsiniz. Çocukları ve gençlerin akıllarına geleni yapmakta aceleci ve sabırsız davranmaları (dürtüsellik), ümitsizliklerinin ve ölüme duydukları arzunun, kendilerini öldürme eylemine dönüşmesini kolaylaştırır ve hızlandırır.

 

Depresyon ve intihara karşı toplumsal ölçekte ne yapılmalı? Depresyon korunulabilen ve etkili biçimde tedavi edilebilen bir ruhsal sorundur. Bu sorunların ilk belirtilerinin herkesçe bilinmesi, ihtiyaç duyulduğunda başvurulacak  servislerin arttırılması gibi kamusal adımlar, geniş kitlelerin ruh sağlığının korunması ve düzeltilmesi için zorunludur.

 

Bize düşen ne? Umutlu, çocukların ve gençleri kendilerini güvende hissettikleri, anlaşıldıklarını düşündükleri bir yaşama ortamı yaratmak... Bu ortamlar, en ağır koşullarda bile oluşturulabilir. Umutsuzluk ve karamsarlık ise, bulaşır; bulaştığı yerde, genetik-fizyolojik yatkınlıklar ile birleştiğinde öldürücü bir hastalık olabilir.

 

Bir çocuk rahatça konuşabileceği, kendisini can kulağı ile dinleyecek bir başkasına ihtiyaç duyar. Böyle birisi hayatında varsa, depresyon riskini tek başına azaltıcı bir faktör olarak sayabiliriz.

 

Kimler yüksek riskli sayılmalı?

Depresyon, kendisi başlı başına bir risk olmakla birlikte, depresyon sırasında veya öncesindeki bazı ögelerin varlığı riski yükseltir. Tedavi biçimi ve yoğunluğunun kararı da ona göre verilebilir. İntihar girişiminden, ölümden söz eden bir çocuk veya gencin intihara kalkışma olasılığını arttıran etkenler, risk faktörü olarak tanımlanır. Risk faktörleri sebep olan anlamında değil, olasılığı arttıran olarak anlaşılmalıdır. Zira, saydığım etkenler çeşitli zamanlarda ve çeşitli düzeylerde pek çok kişide mevcut olabilir. Olasılığın ciddiyetini saptamada bir “uzman görüşü”, işe yarayacaktır.

1.      daha önceden intihar girişiminde bulunmuş olmak

2.      ümitsizlik, derin karamsarlık

3.      yeme bozuklukları (ağır diyetler, kendini kusturma yoluyla zayıflama çabaları, bedeninden memnuniyetsizlik)

4.      madde (uyuşturucu ve benzeri) kullanımı

5.      psikoz (muhakemenin ve gerçeği ayırd edebilirliğin,  ciddi biçimde bozulduğu durumlar)

6.      1. ve 2. derece yakın akrabalar arasında intihar eylemi ve girişimi var ise,

7.      stres yükseltici hayat zorlukları (ağır hastalıklar, travma gibi); bu durum daha ziyade ruhsal durumu bozarak intihar sebebi olabiliyor.

8.      cinsel ve fiziksel istismar

9.      okul başarısızlığı (depresyonu derinleştirip, kendini değersiz hissettirerek)

10.  aile içi yoğun ve sürekli çatışmalar, aile üyelerinin dirliğinin tehdit altında olması

11.  başka çocukların intihar girişimleri (intihar niyeti olanlar için bir tür cesaretlendirici olduğu düşünülür)

 

 Nereden anlayacağız?

1.      ölümden söz etmek, ölme arzusunu, kaybolma, yokolma arzusunu dile getirmek

2.      ayrılık hazırlıkları, veda mektupları, eşyalarını hediye etme, uzaktakileri arama vs

3.      “kendini bırakmak”, kimsenin yokluğunu umursamayacağı duygusunu dile getirme ve öyle hareket etme

4.      depresyon döneminin içerisindeyken hızla “iyileşme”, keyiflenme, neşelenme

5.      sağlığını ve güvenliğini umursamaz hareket etme; kazalar ve riskli davranışlarda artış.

 

“tetiği çekenler”, en sık:

1.      sevgi ilişkilerinde: terkedilme, reddedilme, beğenilmeme

2.      başını derde sokma (ceza gerektiren bir durumda yakalanma)

3.      yakınlar tarafından aşağılanma

4.      aşırı alkol, madde, zihin işlevlerini etkileyen “ilaç”lar

  

Dikkat:

İntihar etmek için bir yönteme (silah, zehir, ilaç) ve bu yöntemi uygulamak için bir fırsata (kendi kendine kalınabilecek bir zaman dilimi) ihtiyaç vardır. İntihar riski yüksek durumlarda, durumun tehlikeli olduğunu hissettiğiniz takdirde ne yapabilirsiniz? (bir doktora ve/veya bir acil servise başvurmanın yanısıra)

1.      intihar eyleminde işe yarayabilecek nesneleri kaldırın. İntiharı kolaylaştırabilecek şeyler, evde tabanca tüfek bulunması, ağrı kesiciler, kalb ve tansiyon ilaçları gibi ilaçların zararsız sayılıp, her köşeden çıkmasıdır. böyle bir eylem için yapabileceklerini zorlaştırın,

2.      yaptıklarınızı açıklayın, onun emniyeti için bu şekilde hareket ettiğinizi belirtin,

3.      tehlike düşündüğünüz kadar yüksek değilse (bile) durumunu anladığınızı belirtin, duygularını ve ölüm arzusunu hafifsemeyin (olur böyle şeyler, bak geçti, bizi üzme vs), onu ciddiye aldığınızı açıkça ve samimiyetle söyleyin.

4.      güvenilir ve erişilir olun; size gelip konuşabilsin ( sadece “gel, konuş” demek yetmeyebilir) 

25/11/2006

Koşulsuz Sevgi

Bir taraftan yazılacak konular birikirken, bir taraftan da son günlerde e-maille/msn' den ya da TD' ye özel mesajlarla gelen soruların hemen hepsinde bir nokta beni düşündürüyor..

"Koşulsuz Sevgi"...

Sorulan birçok sorunun çözümü aslında koşulsuz sevgide yatıyor...

 

Bir süredir düşünüyorum, acaba kaçımız hayatımızda sevdiklerimizi "koşulsuz" seviyoruz... Yeryüzündeki en koşulsuz sevgi kuşkusuz annenin çocuğuna olan sevgisi diye bilinir... Ama çocuk yaramazlık yaptığında ya da sınavdan düşük not aldığında koşulsuz sevgimiz nerelere saklanıyor acaba???

 

Koşulsuz sevgi, durumdan bağımsız, karşıdakinden birşey beklemeden, onu her haliyle sevmek değil midir? Başarısıyla, başarısızlığıyla; sevinçleriyle, üzüntüleriyle; yanlışlarıyla, doğrularıyla hatta bazen sizin kesinlikle inanmadığınız görüşleriyle...

Bir hata yapıp bir cana kıymış bir zanlının annesinin onu sevmeye devam etmesidir aslında....

Ya da çocuk annesine saygısızlık etse bile annenin kalkıp gece üstünü örtmesidir...

 

Ben halen birilerini koşulsuz sevebildiğimize yürekten inanıyorum; siz ne dersiniz??

 

 

« Önceki ::