Psikoloji Postası



Sorularınız için PsikolojiMerkezi@gmail.com adresine Mail Atabilirsiniz!!!


13/5/2008

Acılara Uyanmak

 

 

 

 

Bir sabah uyanırsın... Yeni bir güne uyanmanın getirdiği bir anlık bir neşe vardır içinde...

 

O heyecanla gözlerini açarsın ve açtığın anda birden herşey bir toz bulutu gibi dağılıverir...

 

Bir anda aklına tüm yaşadıkların bir bir gelmeye başlar... Biraz önceki sevincin yerini derin bir acı ve mutsuzluk alır...

 

Hatırladıkça “neden uyandım ki, keşke uyusam ve uyandığımda herşey geçmiş olsa” dersin ama uyanmışsındır işte bir kere, hayat bütün yüküyle yeni bir günün sabahında daha seni beklemektedir.

 

Her yeni gün sana biraz daha ağır gelmeye başlar; günler geçtikçe bu duygunun hafifleyeceğini, sabahlara uyanmanın daha kolay olacağını zannedersin ama tam tersi olur...

 

Acılar da şarap gibi gün geçtikçe ağırlaşır...

 

Sonra bir sabah uyanırsın ve uyanır uyanmaz aklına gelen, içini acıtan birşey olmaz... İşte o zaman alışmışsındır... Çünkü, alışmak, sabah uyandığında içinin acımamasıdır..

 

26/4/2008

Çocuk Psikolojisi

 

Çocuk Ruh Sağlığı

 

 

Bir süredir yazılarım çok seyrekleşti... İş değiştirme sürecinde olduğumdan bir süredir blogla ilgilenme fırsatı bulamadım...

 

Bu sürede yorumlarını esirgemeyen, ve hatta yeni yazı yazmak için beni teşvik eden okurlarıma teşekkür ederim... Yorumlarında soru soran okurlara da cevapları yazıyorum...

 

Yorumlardan birinde çocuk bakımı ve psikolojisiyle ilgili kitap önerisinde bulunabilir misin denmişti... Bu nedenle dönüş yazımda Çocuk Psikolojisi alanında çok faydalı olacağını düşündüğüm bir kitap önerisine ayırmak istedim...

 

Atalay Yörükoğlu, benim eskiden beri güvendiğim ve yazdıklarını ciddiye aldığım birkaç Çocuk psikolojisi yazarından biridir. Size onun bir kitabını öneriyorum...

 

Faydalı olması dileklerimle...

 

"Bu kitabı, ana-baba, öğretmenlerin çocukları daha iyi tanımlamalarına yardımcı olmak amacıyla yazdım. Dönem dönem ruhsal gelişimi izleyerek, çocuğun kişilik oluşumunu belirleyen olumlu ve olumsuz tüm etkenleri tartıştım."

 

24/2/2008

Kitap Önerisi

 

 

 

 

 

Çok sevdiğim İrlandalı yazarlardan biri olan Maeve Binchy' nin yeni kitabı Türkiye' de yayınlandı.

 

Hayatın ciddiyetinden bir süre uzaklaşıp, başka bir dünyada kendinizi bulmanız için öneririm...

 

 

11/1/2008

www.kanserblog.com

 

 

Mesaj Panosu

 

 

" Bebeğim, canım, birtanem benim öyle üzgünümki senin için; haftalardır çektiğin acılar,taşıdığın stresler, canım nasıl alabilirm acılarını öyle çaresizim ki...

Sen bağırıyorsun ben susuyorum; ağlama bile diyemiyorum, nasıl diyebilirim ki, biliyorum ki sen aslında çok güçlü bir çocuksun hani dedinya " ağlamak zorundayım çünkü karnım çok ağırıyor" evet bebeğim karnın çok ağırıyor ve sen elinden gelen gayreti gösteriyorsun.

Doktorlar ah doktorlar neler yaptılar bebğim sana şimdi tekrar ameliyata alacaklarmış, başım nasıl ağırıyor biliyormusun sıkıntıdan üzüntüden, acaba bu ameliyat çözüm olacak mı acıların için.

Canım bebeğim benim 3 sene önce annene yazardım yaşadıklarımızı bir gün iyileşeceksin ve beraber okuyacağız derdim, bebeğim sen lütfen iyileş lütfen annen gibi pes etme, o pes etti ama cok şeye dayandı bebeğim o senin acına dayanamadı.
Yavrum benim gecen gün ağlarken "neden ben" dedin; ne düşündüm biliyormusun büyüyor dedim artık sorgulamaya başladı , ama bebeğim "neden ben" sorusunun cevabı yok ki... Bilmiyorum bizim var olmamızın sebebi Allah, onun taktiri bebeğim elimizden birşey gelmez hayırlısını dilemekten başka.
Şuan ne yapıyorsun ağlıyormusun , ameliyata gideceğini biliyormuşsun sen ne kadar güçlü bir çocuksuın bebeğim tıplı annen gibisin,onun gibisin zaten öyle çok benziyorsun ki ona. onun gibi meraklı,güçlü metanetlisin bu yaşına rağmen. Anenle çok kaldım hastanede hep seni özlerdi hep seni konuşurdu hatta birgün doktoruna ağlayarak "benim 5 yaşında oğlum var 3,5 yaşındaydı onu bıraktığımda tam anneye ihtiyacı olduğu zamanda ben yoktum"... hep seni düşünürdü bebeğim hep seni.
Anneni çok özledin ama bunu bile söylemiyorsun nasıl güçlüsün sen bunu atlatacaksın bebeğim ve 20 yaşına geldiğinde hiç birşey hatırlamayacaksın, Allahtan dileğim bu senin için bundan böyle. hayat hep güzel olsun bunu hakediyorsun."

 

 

İşte bu mektuptaki çocuk sayesinde kurulan bir site: www.kanserblog.com

Sevgili arkadaşım Özlem' in kendi yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak benzer durumdaki kişilere yardım etmek amacıyla kurduğu bir site...

Şu an katılım çok az, henüz çok fazla duyulup yayılmadı.

 

Biliyorsunuz ki özellikle de bu hastalıkta moral ve destek çok önemli; bu nedenle bu ve benzeri dayanışma/bilgilenme sitelerinin faydasına yürekten inanıyorum.

 

Siz de tıklayın, tanıdıklarınıza duyurun...

 

 

21/7/2007

Bir Mola Verin!!!

 

contents.gif (8467 bytes)

 

 

Tüm blogların birer birer tatile girdiği, herkesin yıllık izinlerini kullanma, bütün yılın yorgunluğunu atıp dinlenme isteğinde olduğu şu dönemde bir mola yazısı yazmak istedim...

 

Her yıl yaz dönemlerinde düşünürüm,

"Neden hepimiz hayata bir mola vermek için ille de izin dönemlerimizi bekleriz?"

 

Evet yılda belki de sadece bir hafta yıllık izin alabiliyorsunuz. Belki maddi durumunuz sadece bir hafta tatil yapmanıza yetebiliyor, ya da yaşadığınız ülkeden sadece o dönemde Türkiye' ye geliyor olabilirsiniz... Bunlar yıllık tatiliniz için çok önemli tabii.. Fakat ben daha basit, daha kolay olan ama farkına varmadığımız farklı birşeyi kastediyorum  "Hayata mola vermek" derken... Çünkü bazen tatilde olmamız bile mola vermemiz için yeterli olmayabiliyor :(

 

Örneğin, bir haftasonu tatilimiz var diyelim, genelde nasıl geçiriyoruz? İlk gününü arkadaşlarımızla, eşimizle, anne-babamızla bir önceki haftadan kafamıza takılan konuları konuşarak ve o haftadan taşıdığımız problemleri çözmeye çalışarak... İkinci günü ise başlamak üzere olan haftanın stresini yaşayarak.. Ve haftasonu tatili bitip işimizin başına döndüğümüzde genelde ruhsal olarak yorgun ve -nedense- hiç dinlenmemiş bir şekilde dönüyoruz.

 

İşyerinde 15 dakikalık bir kahve molası verdiniz diyelim...

Molaya kimlerle çıkıyorsunuz? İş arkadaşlarınızla....

Peki ne konuşuyorsunuz? Evet, iş tabii ki... Ya da en iyi ihtimalle işyerindeki diğer arkadaşlarınızı...

Moladan döndüğünüzde bedensel olarak çalışmamış olmanın verdiği dinginlikle bedeniniz biraz da olsa dinlenmiş oluyor, peki ya zihniniz? Zihnimizi dinlendirmeyi bir sonraki yıllık izne bırakıp dönüyoruz işimizin başına...

 

Oysa ki o kadar da zor değil... İş saatleri arasında günde 15 dakika; iş sonrası da yarım saat tüm meşguliyetlerimizi bırakıp zihnimizi hoşlandığımız birşeylerle meşgul etmek yeterli... Günde sadece 45 dakika... Sevdiğimiz bir müziği dinlemek, güzel bir film izlemek, meditasyon yapmak, şarkı söylemek, internette oyun oynamak bile olabilir; yeter ki zihnimizi sadece bu aktiviteye odaklayıp günlük sıkıntılardan biraz olsun uzaklaşabilelim..

 

Yaşam hızla ilerlerken, bu koşuşturmaca içinde belki de mola vermeyi gereksiz görüyor ya da zaman kaybı gibi algılıyor olabilirsiniz; ama unutmayın ki Formula yarışlarındaki sürücüler bile mola veriyor...

Üstelik yarışın birincisini çoğu zaman bu molalar belirliyor!!!

 

 

« Önceki ::